Şehri İmar Ederken Nesli İhmal Etmek: İki Fatma Nur, Tek Acı

Bilge Mimar Turgut Cansever’in o meşhur uyarısı kulaklarımızda çınlıyor: “Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal etmeniz, ihmal ettiğiniz neslin imar ettiğiniz şehri tahrip etmesine neden olur.” Bugün Türkiye, bu acı kehanetin somut örnekleriyle sarsılıyor. Aynı ismi taşıyan iki kadın; Fatma Nur Çelik ve Fatma Nur Çelik. Biri bir okul koridorunda, diğeri ise "karanlık yapıların" gölgesinde hayatını kaybetti. Mekânlar farklı, hikâyeler tanıdık, sonuç ise aynı: Toplumsal bir yıkım.

Okulda Güvenlik mi, İhmal mi?

İstanbul Çekmeköy’de bir meslek lisesinde biyoloji öğretmeni olan Fatma Nur Çelik, "hayat bilgisini" anlatırken kendi hayatından koparıldı. Henüz 17 yaşında, ruhsal sorunları olduğu bilinen bir öğrenci tarafından katledildi. Meslektaşlarının feryadı ise sistemin röntgenini çekiyor: "Okulda ölmek istemiyoruz!" Burada sormamız gereken soru şudur: Riskli olduğu bilinen, disiplin kuruluna sevk edilen ve daha önce "sıradaki biz olabiliriz" diye uyarılarda bulunulan bir ortamda neden önlem alınmadı? 17 yaşındaki bir genci, elinde bıçakla sınıfa kadar getiren o "kindar" süreç nasıl beslendi? Eğitim sistemimiz, sadece bina inşa etmekten öteye geçip "insan" inşa etmeyi ne zaman hatırlayacak?

Adalet Arayan Bir Annenin Sessiz Çığlığı

Diğer Fatma Nur Çelik’in hikâyesi ise mideleri bulandıran, vicdanları kanatan bir başka dram. Kuran’a Hizmet Vakfı üzerinden şekillenen istismar sarmalı, bir kadının hayatını ve evladının çocukluğunu çaldı. Sekiz yaşındaki kızını öz babasının istismarından korumaya çalışan bir anne, adliye kapılarında "faili kim koruyor?" diye haykırırken aslında sistemin boşluklarına çarpıyordu.

Fatma Nur, "Biz öldükten sonra adaletin sağlanmasını istemiyorum" demişti. Ne acıdır ki, sesini duyuramamanın verdiği o ağır psikolojik yükle aramızdan ayrıldı. Şimdi sormak gerek: Koruma kalkanları kimler için çalışıyor? Masumlar için mi, yoksa karanlık yapıların failleri için mi?

Suçlu Ayağa Kalk!

Toplum olarak aynaya bakma vaktimiz geldi de geçiyor. Sosyal medyadaki nefret yorumları, aile kurumundaki çatırdamalar ve "milli" adını taşıyıp ruhu yabancı ekollerle donatılmış eğitim sistemimiz... Mayasız yoğurt tutmaz; ahlaki temeli olmayan, sadece test çözmeye odaklı bir eğitimden "insan" çıkmaz.

28 Şubat’tan bugüne sürekli değişen sistemler, Türkçenin üvey evlat muamelesi görmesi ve değerler eğitiminin kağıt üzerinde kalması bizi bu noktaya getirdi. Fiziksel yapılar, kentsel dönüşümler, devasa binalar... Hepsi birer araçtır. Eğer o binaların içini ahlakla, vicdanla ve merhametle donatılmış bir nesille dolduramazsanız, o beton yığınları birer mezarlığa dönüşür.

Sonuç: Önce İnsan, Sonra Şehir

Maide Suresi 32. ayet çok nettir: "Kim bir kimseyi haksız yere öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir." Biz bugün sadece iki kadını değil, geleceğimizi, güvenimizi ve insanlığımızı toprağa veriyoruz.

Şehirleri imar etmek kolaydır, zor olan nesli ihya etmektir. Eğer bugün kendi insanımıza sahip çıkamaz, adaleti saraylardan sokaklara indiremezsek, yarın tahrip edilecek bir şehir bile bulamayabiliriz.

YORUM EKLE