Günümüzde İslam dünyası, fiziksel işgallerden ziyade zihni ve itikadi bir kuşatma ile karşı karşıya. Ne acıdır ki dinimizin asıllarını bozmaya, sarsılmaz kalelerini yıkmaya yeltenen pek çok "modern oryantalist", her gün ekranlarda ve sosyal medya mecralarında adeta zehir kusuyor. İşin en can yakıcı kısmı ise halkımızın bu tehlikeyi kanıksaması ve ilim sahiplerinin derin bir sessizliğe gömülmesidir.
Oysa unutulmamalıdır ki, bu ilmin ağır bir hesabı vardır. Allah Resulü (s.a.v.), dine saldıranlara karşı devrin medyası olan şiirle reddiyeler yaptırmış, hakkı savunmayı emretmiştir. Bugün ise ilahiyatçı, profesör ya da araştırmacı sıfatı arkasına saklanan bir güruh; kaderi, şefaati, kabir azabını ve mizanı inkar ederek İslam’ın özünü boşaltmaya çalışıyor. Cuma namazından ibadet esaslarına kadar her şeyi keyfi bir yorum süzgecine tabi tutan bu akım, gençliğimizin itikadını perişan etmektedir.
Tehlikenin Üç Yüzü
Bu yıkım ekibini üç ana grupta incelemek mümkündür:
-
Reformistler: Hadisleri ve sünneti devre dışı bırakarak dini modern çağa uydurmaya çalışanlar.
-
Sünnet Karşıtları: Mezhep imamlarımıza ve sahabe efendilerimize saldırarak işe başlayan, sonunda ise Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) "hüküm koyucu" vasfını inkar edenler.
-
Ekran Popülistleri: İlmi ciddiyetten uzak, sırf reyting uğruna uydurma rivayetlerle kitleleri oyalayanlar.
Bu grupların yanı sıra, bir de devletin imkanlarından faydalanıp devlete "tağut" diyen, milleti tekfir eden harici zihniyetli yapılar mevcuttur. Hepsinin ortak noktası, bir şekilde dış kaynaklı projelere hizmet etmeleridir.
Görev ve Sorumluluk
Mücadele Suresi 22. ayet-i kerime bizlere çok net bir ölçü sunar: Allah’a ve ahirete iman eden bir topluluğun, Allah ve Resulü'ne düşmanlık edenlere sevgi beslemesi mümkün değildir. Akrabalık ya da hocalık bağı, hakikati savunmanın önüne geçemez.
Devletimiz, özellikle itikadi konularda bilgi kirliliğini önlemeli ve Din İşleri Yüksek Kurulu aracılığıyla sahih itikadı sistemli bir şekilde anlatmalıdır. Alimlerimiz ise "bana ne" demeyi bırakıp, isim zikrederek bu zehirli fikirlere reddiyeler yapmalıdır. Aksi takdirde, yarın huzur-u ilahide verilecek hesap çok çetin olacaktır.
