Merkezi Konya’da bulunan USARGEM’in danışma toplantısına katılmak üzere kadîm şehrimize gelen ve yeni tanış olduğum Gagavuzya’nın milli şairi, gazeteci-yazar, yayıncı ve mütercim Dr. Todur Zanet, Özbekistan Ürgenç Devlet Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Maxsud Gülmenov ve sevgili dostum Hollanda Türk Evi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, araştırmacı yazar Drs. Veyis Güngör’le birlikte, hafta sonu mutasavvıf ve mütefekkir Mevlâna Celâleddin-i Rûmî’nin türbesini ziyaret ettik.
Türbe ziyaretine, Konyalı halk âşığı Ahmet Şemî’nin türbe haricinde kaldırımda dimdik duran kabrini ziyaretle başladık. Konya’nın ilk Belediye (İhtisap-Çarşı Ağası) Başkanlığını da yapan Âşık Şemî’nin o ünlü yedi kıt’alık Konya Methiyesi’nin ilk ve son kıt’aları şöyle:
“Aşk-u şevk ile kurulmuştur binası Konya’nın
Ol sebepten bad-u cennettir hevası Konya’nın
Hicrine mahtubunu kılmış muhayyer âşıkî
Davet etmiş dostuna olmuş hevası Konya’nın.
Kış olunca donanır ahbapla vahdet-ü hâneler
Kurulur pazarı aşk mamur olur kaşâneler
Şem-i aşk üzre yanar pervaz ider pervaneler
Yaz olunca var Meram üzre sefası Konya’nın.”
Âşık Şem’i bir şiirinde Hazret-i Pîr’e olan doyumsuz sevgisini şu dizelerle dile getirir:
“Arz-ı halim evvela evlad-ı Mevlana’ya hu
İntisabım ibtida evlad-ı Mevlana’ya hu
İydinin kurbanıyım der her kime etsem sual
Bizde can ettik fena evlad-ı Mevlana’ya hu.”
Kıymetli âşığımıza rahmet olsun.
“Konya demek, Mevlâna demek; Mevlâna demek, Konya demek.”
Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir’inde Konya ile ilgili “Bir başkent daima başkenttir. Ne kadar susturulursa susturulsun” der.
Sultan-ı Ulema Bâhâeddin Veled ile Hazret-i Mevlâna’yı Konya’ya davet eden Türkiye Selçuklu Devleti’nın Ulu Sultanı Alâeddin Keykubâd da, Konya’yı her yönden mamur eden büyük bir idarecidir. Konya’nın manevî mimarları ise sayılamayacak kadar çoktur. Onlardan birisi de asıl ismi “Muhammed” olan Mevlâna Celâleddin’dir.
Hazret-i Pîr’in kendi el yazısıyla yazdığı Mesnevî Şerif’in ilk 18 beyti “Bişnev” diye başlar. Farsça bir kelime olan Bişnev, “Dinle” demek. Mukaddes Kitabımız Kur’an-ı Kerim ise “OKU” ile başlar. Okumak ne kadar mühim ise dinlemek de o kadar önemlidir. Konuşmak kolay ama dinlemek zordur. İnsan okuyarak ve dinleyerek bilgi sahibi olur. İlmin yarısı dinlemek ise diğer yarısı da soru sormaktır.
Yazımıza, dünyayı kaosa sürükleyenlerle ilgili insanı tefekküre sevk eden şu beyitle nokta koyalım:
“Ben, kötülerde kötülükten başka bir şey görmedim; sen gördüysen var, selâm söyle!”
(Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî, 4.C., 1255)
